başlangıçta boşluk vardı. bu beyaz grafik yüzeyden, aklınıza gelip gelebilecek tüm kodlama sistemlerine kadar nihai bir boşluk. boşlukta sıkışıp kalamazsın. boşlukta oksijen yoktur. boşlukta elektrik, ısı, ses; hiçbiri yoktu.
bu yazının ismini başlangıçta boşluk vardı olarak belirlemeyi çok isterdim: heyhat! gençliğimizi siktiler :) belki de gerçek özgürlük, dünyaya siktir çekmemeyi seçebilmektir be pomelo?
boşlukta iyilik yoktu. boşlukta kötülük de yoktu. boşlukta ses, elektrik, ısı, ışık? ışık denildiğinde aklıma gelen tek şey, deichmann mağazasında beni karşılayan 70x100 üzeri bilmem kaç değere sahip bir şeyma subaşı posteriydi. şimdi sana bunları anlatıyorum da canım pomelom: sen bunları aktarabilecek misin? ve fakat bozulmayacak mısın bir gün cancağzım?
oza, sarışınım. belki de oza'dır adı?
edebiyat parçalanmaz pomelo'm. edebiyat, yapılır. sen edebiyat yapamazsın. sen bir eşik altı büyücüsü olamayacak kadar basit, neredeyse tamamen çekirdeklerinden arınmış ya da arınmış bir narenciye olmanın ötesine asla geçemeyeceksin. sana ahirette bir yer ayarlayıp ayarlamadıklarından emin değilim. çünkü esasında mutluluk, bir el çırpması bile değil. mutluluğun sesini duyamazsın. ben sosyokültürel, sosyoekonomik ve sosyalpsikolojik bir canlı olarak senden daha şanslıyım. google'a attığım küfürlü mailin cevabı hala gelmediyse, büyük olasılıkla gelmeyecektir. ben bir algoritma yazabilirim. sen ise greyfurta benziyorsun.
15 Kasım 2019 Cuma
27 Ağustos 2019 Salı
Delirmeliyim
Delirmeliyim
Sanki yıllar üzerimden
geçmemiş gibi
ateşlemeliyim havai fişek
deposunu
Henüz görmeye başlamışken
En korkunç ve en büyüleyici
yanlarını yaşamın
Getirebiliyorken ikisini
bir araya, delirmeliyim
Delirmekten vazgeçtiğim
anda kafama düşmeli Caravaggio'nun elmaları
Küf kokusu sinmeli ağzına insanın
Tozu dumana katmazsa
şayet Toz olur insan
Tozu dumana katmalı
toz olmadan
Sanki yıllar üzerimden
geçmemiş gibi
ateşlemeliyim havai fişek
deposunu
Henüz görmeye başlamışken
En korkunç ve en büyüleyici
yanlarını yaşamın
Getirebiliyorken ikisini
bir araya, delirmeliyim
Delirmekten vazgeçtiğim
anda kafama düşmeli Caravaggio'nun elmaları
Küf kokusu sinmeli ağzına insanın
Tozu dumana katmazsa
şayet Toz olur insan
Tozu dumana katmalı
toz olmadan
www.herkesinbirsiiriyoktur.gov.tr
get a backbone
yol bitmiyor. yol bitmeyecek. hipster geleneği diye söylemiyorum; ya da ulysses'i okuduğum için hava atmaya çalışmıyorum. ne hakkında yazıyorsun sorusuna verebileceğim tek cevap kendim hakkında kayıtlar tutuyorum. cümleler giderek devrikleşiyor. yazım bozuluyor. o kadar da değil kendini şartlama. -iyisin kötüsün sağ sol- bunun ucu paradoks. bu bir çıkmaz. kendini bu çıkmazla dürtemezsin. geç.
sürekli bölünüyorum dibe vurmak sıçramak ve kurtulmak için bir fırsattı ancak süreklilik halinde yerleşti, içime işledi. daha fazla çiğ köfte yemeli, daha çok ayran içmeliydin. artık bitti. karar vermem gerekiyor. babam gibi bir şeye dönüşmemek ve iyi bir akademisyen olmak idealimdi. doktoramı bitirip irlanda'ya gitmek istiyorum. çıkar ilişkilerinden bıktım. trende görmüş annem. ben bugün anneme "anne ben intihar ettim dedim" yarın tek başıma personel daire başkanlığına gitmek zorundayım. olumsuz tarafından baktığımın farkındayım. işlerin kontrolden çıkmış olduğunu da biliyorum. ben sadece bir sigara daha içmek istiyorum. uyumalıyım. uyku zihni temizler.
müzik dinlerken çalışmayı bıraktığımı fark ediyorum klavyenin tuşlarına basarken sağ el bileğimdeki ağrı azıyor. çatlak kendini hatırlatıyor. gözlüklerimi takıyorum. flashdiski çıkartıyorum. burada meslek hastalıkları hastanesine gittim. karanlık tarafa çekildiğimi hissetsem de biliyorum ki benim tahmin ettiğim gibi bir yer değil orası. öğrenecek çok şey var. öğreneceğim çok şey.
kasılmalar başlıyor. ölmeyeceksin de sürüneceksin cümlesini hatırlıyorum. iğdiş edildik resmen. sükunet ve huzur önemli. mutlu et kendini sloganının götüme girdiğini hissediyorum. telefonumu başka birine vermiş olabileceklerini düşünüyorum. yaşadıklarımın hiçbir şekilde gerçek olmadığına inanmak istesem de akıllı olmak zorunda olduğumu biliyorum.
"şu anda etrafımda iki kara sinek dolaşıyor. sanırım beni keşfetmeye çalışıyorlar. ben ise arnavut ciğerinin pişme süresinin iki dakika olduğu bilgisini kafama kazıyorum. gerizekalılık mefhumunun en azından benim için baki bir gerizekalılık olmadığı/olamayacağı önermesinden hareketle ve wittgenstein gibi susmadan uzun cümleler kurabiliyorsam hala bir umudun var olduğunu söyleyebilirim."
frankofondur belki bu argüman? yanlı bir söylemdir? klavyeye alışmanın ötesine geçiyor ekran parlaklığı. bazı şeyleri reddediyorum. insanın en çok kendisine yabancı olduğunu belki? belki çıtırtıların geceye çaktığı imlerin üzerinden geçiyorum. öyle ya da böyle hayal kurmak, üretmek zorundayım.
çırılçıplak olamam artık. dövmelerim var. yara izlerimi sevmeyi öğrenmeliyim. hayır demeyi de. delirmenin yeni yollarını bulmalıyım. ama siz foucault'nun deliliğe övgüsünü okumamızı söylemiştiniz? deliliğe övgü erasmus'a aittir. çok yanlış bir insansınız ama sizden nefret edemiyorum? böyle demeliyim. ama önce gitmeliyim. sağolun'lardan özürdilerim'lerden, tekerlekli çılgınlıklardan uzağa, yolun gerçekten başladığı ve kısa cümlelerin geçmişinin hırpalandığı, hunharca yok edildiği yere dönmeliyim.
belki de pinkfloydçuluk çoktan kazandı? joseph k'nın ebesi sikileli de oldu baya. kalkalım biz. bacağım zayıfladı. düzenli yemek yemeye başladım. her şeye siktir çekme özgürlüğüne sahip olmayı dilerdim. belki de o hakkı çoktan kazandım? ya da pek çok kişiye hastalık kazandırdım? boyun ağrısı, uyuşan ayağım, kusursuz melodi, kusurlarıyla fark yaratan insanlar. karanlık da estetiktir. en azından estetiği doğurma potansiyeline sahiptir. bir biçimde buna izin verir. kediler, kendi ayaklarının üzerinde durmakta insandan daha iyidir.
31 Aralık 2018 Pazartesi
mutlu yıllar
yanıp sönen imlece bakana kadar 5 yıl geçti. tabi sen şimdi diyeceksin ki 5 yıl önce ne oldu.
anlatmayacağım. en azından burada değil. çünkü sofi yanımda. reklamlardan sıkıldım. yeni bir
harddisk alma fikri içimi karartıyor. bir sigara daha içmek istiyorum. belki f klavye öğrenirim
belki akla karayı seçmek bir seçenek olmaktan çıkar o zaman.
virgülden sonra boşluk gelmeli. aksini yaptığınızda şöyle oluyor. senkimköpeksindekimikoparıyosun
anlamayan sığır gözlüler sağa geçsin. anlayan dilsiz köpekleri yamacıma alayım. zira az
önce, hemen önce, ters mühendislik eylemini anlamsız kılacak bir mitle karşılaştım.
oraya gideceğim. o arz talep eğrisini çizeceğim.
siktir git keşkeleri kafama fırlatma cüretini kendinde bulan, o arayışta beni unutan, utanmadan terör estirmeye kalkan, beni kalkana çeviren yavşak. yavşakların yavşağı yüce sikik. o yazdıklarını rulo yapıp uygun bir yerine montelemeni isterdim aslında senden, ancak dijital çağda yaşıyoruz.
içkiden arttırabildiğin parayla bastırmanı talep ediyorum o yazdığın sayfaları.
dümdüz gideceksin bak,
duvara doğru.
anlatmayacağım. en azından burada değil. çünkü sofi yanımda. reklamlardan sıkıldım. yeni bir
harddisk alma fikri içimi karartıyor. bir sigara daha içmek istiyorum. belki f klavye öğrenirim
belki akla karayı seçmek bir seçenek olmaktan çıkar o zaman.
virgülden sonra boşluk gelmeli. aksini yaptığınızda şöyle oluyor. senkimköpeksindekimikoparıyosun
anlamayan sığır gözlüler sağa geçsin. anlayan dilsiz köpekleri yamacıma alayım. zira az
önce, hemen önce, ters mühendislik eylemini anlamsız kılacak bir mitle karşılaştım.
oraya gideceğim. o arz talep eğrisini çizeceğim.
siktir git keşkeleri kafama fırlatma cüretini kendinde bulan, o arayışta beni unutan, utanmadan terör estirmeye kalkan, beni kalkana çeviren yavşak. yavşakların yavşağı yüce sikik. o yazdıklarını rulo yapıp uygun bir yerine montelemeni isterdim aslında senden, ancak dijital çağda yaşıyoruz.
içkiden arttırabildiğin parayla bastırmanı talep ediyorum o yazdığın sayfaları.
dümdüz gideceksin bak,
duvara doğru.
13 Aralık 2018 Perşembe
72
<div>
<br /></div>
<table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"><tbody>
<tr><td style="text-align: center;"><b style="color: red; font-size: 12.800000190734863px;"><span style="font-family: Courier New, Courier, monospace; font-size: x-large;">.<br /></span></b><a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg5T2lnva25MnPKTbjTS_oVqXFITNRq4K8V5-WhBblWpUUbOh_pK-dhZn5l3hSgZlTmYS2MeS_KcSqeNAGpi_hGa6dXzJEBJS-JQAg6aWDimNxIU-C0Q8wKlYXT6fhFNeZT8j0_Lv31GHk/s1600/13d619645602a588f7c6d6aab77a3b9e.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"><img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg5T2lnva25MnPKTbjTS_oVqXFITNRq4K8V5-WhBblWpUUbOh_pK-dhZn5l3hSgZlTmYS2MeS_KcSqeNAGpi_hGa6dXzJEBJS-JQAg6aWDimNxIU-C0Q8wKlYXT6fhFNeZT8j0_Lv31GHk/s1600/13d619645602a588f7c6d6aab77a3b9e.jpg" /></a></td></tr>
<tr><td class="tr-caption" style="text-align: center;">https://www.imdb.com/title/tt2990140/videoplayer/vi3951999513?ref_=tt_ov_vi<br /><br /><br /><br /><br /><a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj_3bt8hDk7KwVfI8xIEbUDhuYie5F2ARYe5L5k19rqhBIXr0kbYChzvsdn3HTHEbVceNJoPjEds8hZ-gyUdrCXSi6T9l2lcpnXk5pB5eFjexBbz6Bq5YMTOAZP9BvlzWUB5eRNo5Kqnc4/s1600/Ekran+Resmi+2018-12-13+01.15.26.png" imageanchor="1"><img border="0" height="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj_3bt8hDk7KwVfI8xIEbUDhuYie5F2ARYe5L5k19rqhBIXr0kbYChzvsdn3HTHEbVceNJoPjEds8hZ-gyUdrCXSi6T9l2lcpnXk5pB5eFjexBbz6Bq5YMTOAZP9BvlzWUB5eRNo5Kqnc4/s640/Ekran+Resmi+2018-12-13+01.15.26.png" width="611" /></a><br /><br /></td></tr>
</tbody></table>
<br /></div>
<table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"><tbody>
<tr><td style="text-align: center;"><b style="color: red; font-size: 12.800000190734863px;"><span style="font-family: Courier New, Courier, monospace; font-size: x-large;">.<br /></span></b><a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg5T2lnva25MnPKTbjTS_oVqXFITNRq4K8V5-WhBblWpUUbOh_pK-dhZn5l3hSgZlTmYS2MeS_KcSqeNAGpi_hGa6dXzJEBJS-JQAg6aWDimNxIU-C0Q8wKlYXT6fhFNeZT8j0_Lv31GHk/s1600/13d619645602a588f7c6d6aab77a3b9e.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"><img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg5T2lnva25MnPKTbjTS_oVqXFITNRq4K8V5-WhBblWpUUbOh_pK-dhZn5l3hSgZlTmYS2MeS_KcSqeNAGpi_hGa6dXzJEBJS-JQAg6aWDimNxIU-C0Q8wKlYXT6fhFNeZT8j0_Lv31GHk/s1600/13d619645602a588f7c6d6aab77a3b9e.jpg" /></a></td></tr>
<tr><td class="tr-caption" style="text-align: center;">https://www.imdb.com/title/tt2990140/videoplayer/vi3951999513?ref_=tt_ov_vi<br /><br /><br /><br /><br /><a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj_3bt8hDk7KwVfI8xIEbUDhuYie5F2ARYe5L5k19rqhBIXr0kbYChzvsdn3HTHEbVceNJoPjEds8hZ-gyUdrCXSi6T9l2lcpnXk5pB5eFjexBbz6Bq5YMTOAZP9BvlzWUB5eRNo5Kqnc4/s1600/Ekran+Resmi+2018-12-13+01.15.26.png" imageanchor="1"><img border="0" height="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj_3bt8hDk7KwVfI8xIEbUDhuYie5F2ARYe5L5k19rqhBIXr0kbYChzvsdn3HTHEbVceNJoPjEds8hZ-gyUdrCXSi6T9l2lcpnXk5pB5eFjexBbz6Bq5YMTOAZP9BvlzWUB5eRNo5Kqnc4/s640/Ekran+Resmi+2018-12-13+01.15.26.png" width="611" /></a><br /><br /></td></tr>
</tbody></table>
4 Aralık 2018 Salı
cast
Son fişimle masaya oturdum. Bloguma yazı yazmayalı aşağı yukarı iki sene oluyor. Klavyeye alışmaya çalışıyorum hala. Anlayacağınız pek bir şey değişmedi. bilgisayarımı internete bağlanamaz hale getirdim ve Belsa’ya gitmeyi götüm yemiyor. Terbiyesizleşiyorum, biliyorum. Yalan söylüyorum; farkındayım. Bir imla kılavuzuna ihtiyacım var. umarım imla kılavuzum kaybetmiş olduğum bir balya kitabın arasında değildir. o kitapları keşke kaybetmeseydim. kaydetmek.
kelimeler birbirine benziyor. düşüncemin hızına erişebilecek bir kalem icat edebilmeyi isterdim. belki belki bilim adamları bu konuda uzlaşmış ve tez kalem inşasına girişmişlerdir. inşa dediğim zaman yalnızca toplumsal inşa kuramları canlanmasın kafanda sevgili okur. seninle henüz tanışmadık. büyük ihtimalle tanışmayacağız. işbu yazı yalnızca kağıt kalem bağımlılığını egale etmek amacıyla ortaya dökülmüştür.
kafamda norah jones çalarken karton starbucks bardaklarını dik konuma getiriyorum. en azından otuz saniye önce bu eylemi gerçekleştirdim. Asıl soru: neden ışığı yakmıyorsun. Sirenler geçti, ışıklar başladı şimdi. Etrafımdaki gürültünün sistematiğini çıkartmadığım sürece bir problem yok açıkçası. Annem olmadan psikiyatristime gidebildim… o yavşak güvenlik görevlisine keskin bir bakış fırlatabildim. Tamam, kulaklığım evde kalmış olabilir; sevdiceğim çoktan uykuya dalmış olabilir: gecede bir gram müzik sesi bulunmayabilir. Ancak ben bu delici bakışı bir zafer olarak yorumlamalı ve hayatımın geri kalanında “ben ne bok yiyeceğim” sorusunu es geçmeliyim.
Umberto Eco… siktiret eco’yu şimdi. Eco öldü. Yazdığın yazının açıklamasını yapıp yapmayacağını tart. Ya da bloğunu kimlerin takip edip etmediğini düşün. Varyantları kurcala. Uyumak istemiyorsun. Bolero’yu moderatoda duymak istiyorsun. İnsanın bir şeyi sevmesi için onu saplantı haline mi getirmesi gerekir? Hayır. Hollywood her zaman statükoyu mu meşrulaştırıyordu? Bu durumun bir başlangıcı var mı? Özgürlük gerçekten imkansız mı? Özgürlüğün varlığına inanmıyor, evliliğin manipülasyon üzerine kurulu olduğunu ifade ediyordum. Tam bir yıl olmak üzere. Belki birkaç milyon.
Kime göre neye göre demişti. annem ona güveniyor. ben onun değerleri olduğunu hatırlatmalıyım kendime. çokça zorlandım, erteledim, dayandım, direndim, koştum, yürüdüm. yarın gidiyorum. gitmek istemiyorum. gitmeyi istemediğimdendir oyalanışım. klasik edebiyatı bilmiyorum ama anlıyorum edebiyatçıları. emekçileri anladığım gibi tıpkı. kurallı cümleler yolun bittiği yerde bekliyor. Geçmişi unutmak gerekir belki; ama ben her şeyi hatırlıyorum sevgili okuyucu. Belki ona mail atarım. İronik ama hızlı bir haberleşme biçimi.
siz proust değilsiniz demiş eco: ben ise Nietzsche’yi fazla ciddiye aldım. gereğinden uzun cümleler kurmayın demiş. acaba yansımalarla ilgili neler söylemiş…
Ravel’in aklından neler geçiyordu, bunu da merak ediyorum. Ya da erman çağlar ve ozan akyol kalt’ı kurarken ne düşündüler? neyi ciddiye aldılar? Arabaların içinden neden kabus sesleri geliyor? Çok fazla soru var… yansımaları ciddiye aldım ben. intihara teşebbüs ettim. sonda taktılar. polise ifade verdim. grup odasında ödev yaptım. o dersi geçtim. makbule’nin ellerinden çıkan dehşete tekmelerle tepki gösterdim. yazdıklarıma nasıl bir anlam yüklediğini bilmiyorum. açıkçası umrumda da değil. bilgisayarımı internete bağlı hale getirebilseydim bitmeyen senfoniyi araştırmaya girişecek ve kaybolacaktım. internette hışırtı yok. sabah 33e giderken şarkı söyledim. pişman değilim. yazmayı seviyorum ve ölene kadar sürdüreceğim. ışığı açmayı reddediyorum.
günaydın.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

